GEZİ: İzmir'in güzelim köyleri- ILDIR- BARBAROS-BADEMLER VE GERMİYAN KÖYÜ

Bir sonraki yazım Asya'nın doğum günü yazısı olacak demiştim ama havaların ısınmasından olsa gerek elim gezi yazısına gitti :)

Geçtiğimiz günlerde kendimize 3 günlük mini bir gezi ısmarladık ve istedik ki; hem denize girebilelim hem de denize girmediğimiz vakitte de gezebilelim. Bunun için de en uygun yer  olarak İzmir'in güzelim yarımadasını tercih ettik. Çeşme, Ilıca, Alaçatı en sevdiğimiz ve defalarca gitmekten bıkmayacağımız bir üçgen. Ama bu yazıda benim bahsetmek istediğim İzmir'in yeni keşfettiğimiz güzelim köyleri. Biz Bademler, Barbaros ve Ildır Köyü'nü gezip Germiyan Köyü'nün ise sadece içinden geçebildik.

1-En çok beğendiğim köy: ILDIR KÖYÜ (ILDIRI)

Bu köyde şimdiye kadar ekranlardan aşina olduğumuz bir çok dizi çekilmiş ve çekilmeye devam etmekte. 'Fatmagül'ün Suçu Ne', 'Hayat Sevince Güzel' ve 'Kalbim Ege'de Kaldı' bu dizilerden birkaçı.



Köy ismini içinde bulunan Erythrai Antik Kenti'nden alıyor. En çok şaşırdığım kısım ise Ildır'da yerleşimin Tunç Çağı'na kadar gidiyor olması. Köy aynı zamanda 2. derece sit alanı ilan edilmiş. Yani her yer antik kalıntılar ile dolu ve bu yüzden oldukça değerli bir yer. 


Bu antik kent ziyarete açık ve ücretsiz. Buraya bebek arabası ile gitmek son derece mantıksız bu arada :) Bol merdivenli ve yukarılara tırmanacağınız bir gezi sizi bekliyor olacak. Görmedik ama burada günbatımının harika olduğunu duyduk. 





Antik kent ziyaretinden sonra köy sokaklarında salına salına gezinip soğuk bir şeyler içmek için kendinize vakit ayırmalısınız. İsmini şuanda hatırlayamadığım köyün girişinde manzarası ve karadut suyu çooook lezzetli olan bir yer var ve bizce uğranmalı :) 



Hemen yanında bir sürü tezgah sıralanmış durumda. Burada almasanız bile çeşitli reçellerin tadına baktırmadan sizi salmıyorlar :) Sadece reçel de değil tezgahlarda Rumeli ve Balkan sosları da bulunuyor. Favorimiz acı biber reçeli ve kekik reçeli oldu bizim :)



Aranız midye ile iyiyse köyün midyecisi Özgür'ü bulup başka yerde bulamayacağınız Enginarlı midye dolmasını tatmalısınız. Tel: 05071842356 

2- Korkulukları ile ünlü köy: BARBAROS KÖYÜ

Köyün daha hemen girişinde sizi boyunuzca korkuluklar karşılıyor. Hatta karşılamak ile kalmıyor sürekli size eşlik ediyor :) Çünkü bu köyde her yer korkulukla dolu. Gündüz neyse ama gece nasıl olur bilemedim. Biraz cadılar bayramı tadında, biraz ürkütücü :)



Bu köyün korkuluklarla dolu olmasının altında çok güzel bir amaç yatıyor. Köylüye tarım vaktinin geldiğini hatırlatmak. Köylünün tarımsal, kültürel ve geleneksel değerlerini koruyarak meşakatli bir kazanç olan tarımı terk ettirmemek. Böylece Türkiye'nin ilk tematik festivali olan Oyuk (korkuluk) Festivali oluşmuş. 2016 yılından bu yana her sene gerçekleştirilen festivali görmek nasip olmadı ama bahsetmek gerekirse de köyün her yerine adam boyunda ve tamamı buradaki yerel halk tarafından el emeği ile yapılan korkuluklar yerleştiriliyor. Festivalde ayrıca köyün en güzel bahçesi ve avlusu seçiliyor. Yemek yarışması yapılıyor ve olmazsa olmaz el işi standları açılıyor. Festival sonunda da yapılan korkuluklar köyün sokakalarına yerleştiriliyor. Haziran ayında buradan geçecek olursanız festivale katılmayı unutmayın :)


Fotoğraf internetten festival zamanına ait bir kare




Bu köyde ilk defa gördüğümüz bir şeyden bahsedecek olursam; Çat Kapı evleri :) Bazı evlerin kapısında yazıyor. Amaç; kapısında çat kapı evi yazan evlerde ufak bir ücret karşılığı yemek yiyip evlerine çat kapı misafir olmak. Köyün özel lezzeti ise katmer. Mutlaka tadına bakmalısınız.




Bu köyde uğramadan gitmemeniz gereken bir yer var o da; Barbaros Köyü Emek, Kültür ve Sanat Evi. Eski köy okulunun Batuhan Bozkurt ve eşi Zeynep Bozkurt'un çalışmalarıyla kültür evine dönüştürülmesi ile oluşmuş. 2 TL gibi sembolik bir ücreti olan sanat evinin içerisinde Batuhan Beyin kendi keşfettiği 'taş mozaik' resim tekniğini görüyor ve hayran kalıyorsunuz. Her tablonun üzerinde 'Dokunmayınız' yazını gören bizler için burada ısrarla 'Dokunun' denmesi ve küçük küçük taşların nasıl sanata dönüştüğünün görülmesi büyüleyici. İçeride bir ufak belgesel dönüyor ve Batuhan Bey'in anlatımıyla bu tekniği nasıl bulduğunu dinliyor sonrasında da atölye çalışmalarını izleyebiliyorsunuz. Batuhan Bey neredeyse 50 yıl önce lise çağlarında resminin tamamlayamıyor; çünkü yağlıboyası bitiyor. Yenisi alacak bütçesi olmadığı için ağlıyor ve gözyaşının taşlara düşmesi ile taşa renk veriyor. Resmini bu şekilde tamamlayan Batuhan Bey bu tekniği buluyor ve Dünya'nın her yerinden toplanan taşları ile bu tekniği konuşturuyor. Kendisi bana da iki küçük taş verdi. Birini uğur için, birini de bereket için taşımamı istedi. O minicik taşları şimdi saklıyorum :)


3- Pek bir entel köy: BADEMLER KÖYÜ

Neden entel dedim çünkü kendi çöpünü dönüştürüyor. Çünkü içinde tiyatrosu var. Çünkü içinde müzesi var. Çünkü okuma yazma oranı %100'e yakın. Çünkü eğitime, sağlığa, spora, çevreye, kültüre, sanata bir hayli önem veriyor. Çünkü kendi kütüphanesi var. Daha ne olsun, yetmez mi :)

2012 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yaptığı yarışmada Türkiye'nin en temiz köyü seçilmiş bu arada.

Tiyatro kadrosunun tamamı köylülerden oluşuyor. Şimdiye kadar ise 150'nin üzerinde oyun sahnelenmiş.

Köyde müze var dedik. Bu müzede Arkeolog Dr. Musa Baran'nın doğup büyüdüğü baba evini müzeye çevirmesi ile oluşmuş. 2 katlı 2 odalı evin bir odası o günlerden kalma eşyalar ile doluyken bir odası ilk çocuk oyuncakları ile. Burada sergilenen oyuncaklar gerçek anlamda ilk oyuncaklar. Yani ben eski zaman bebeği, arabası göreceğimi sanmıştım fakat durum öle değil. Daha ziyade topaç gibi, tahteravalli gibi ilkel oyuncakları göreceksiniz.





Bu arada Susuz Yaz filmi bu köyde çekilmiş ve Berlin Film Festivalinde Altın Ayı Ödülü kazanmıştır.

Biz denk gelemedik ama siz Pazar günü burada olursanız Şermin Anne'nin Yeri'ne gidin ve bir gözleme çay da bizim için yiyip için. 


4-Türkiye'nin ilk slow food köyü: GERMİYAN KÖYÜ

Bu köyü ne yazık ki ayrıntılı gezmeyip sadece araba ile geçebildik. Ama Nuran hanım'ın elinden çıkan duvar resimlerinin bir kısmını görmemize engel değildi bu. Bu köyün sokakları da çiçek desenleri ile dolu.

Bu köy adı üstünde Slow Food köyü. Burada yapılabilecek ilk şey de bu muhteşem lezzetleri denemek. Germiyan ekmeği ve Kopanisti peyniri buraya özgü lezzetler.

Görmek kısmet olmadı bize ama siz şansınızı deneyin ve Dilek Hanım'ı Otantik Evini ziyaret edin. Tabi önemli not önceden arayıp haber vererek :) Numarası: 0533 369 68 63 Dilek Hanım halen yaşadıkları evini ziyaretçilere açmış ve içeride size 100-150 yıllık eşyaları görme şansı veriyor. Ayrıca set olarak da kullanılıyor.

Slow Food olma özelliğinden de bahsedecek olursam Köy konseyi ve yerel yetkililerin İtalya ile yürüttükleri 3 yıllık sürecin sonunda yerel ve gelenekseli endüstriyele karşı savunan ve her kültürün kendi geleneksel yöntemlerini koruyarak sürdürmesini amaçlayan akım ile Türkiye'nin ilk Slow Food köyü olmuştur. Yani içinde kimyasal ürün olmayan, temiz ve Germiyan'a özgü atalardan kalan onlarca yıllık tohumlar kullanılarak üretilen ürünler ağzında zeytin dalı olan salyangoz logosu ile satılabilecek.

Özetle köyler bu şekilde. Alternatif bir kültür gezisi isteyenler için de notlar yukarıda. Önümüz hafta sonu, önümüz yaz, önümüz sıcak günler :) O zaman kimse evde kalmasın diyor ve gidiyorum.
Hoşçakalın
Dostçakalın




Yorumlar